bir rüyanın daha sonuna geldik

sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi

karşıdan karşıya geçiyoruz, misafirlik bitti

yolcu ediyorum göğe o buruk rivayeti

içime attıklarım birikmiş, açıyorlar kalbime bir kuyu

aslında masumum, ömrüm bana atıyor tüm suçu

koşsak da bizi geçecek diyorum ölüm, yavaş gidelim

içine oturup da kalkmaz ya bir ırmak, öyleyim.

dağlar üşüyor, derdimi örtüyorum

bu insanlar neye gülüyor, hâlâ bilmiyorum

içimde ne taşkınlar, seller, bir bilsen

yaşlı bir ağaç düşün, ağlıyor köklerinden

hem güzeldir ölümden sonrasına ertelenmiş bir hayat

yaşarken yarım kalan o şarkıya başlamak

vakit doldu ama gücüm var hâlâ koşmaya

bizi almayınca anladım, kalabalıkmış dünya

Sadık Altan / Buruk Rivayet

İnsan bâzı kere, hatırına gelen bir hâyali tanıyamaz, o kadar güzeldir. Zihninden uçan bir fikre yetişemez, o kadar yüksektir. Kalbinde doğan bir hissi bulamaz, o kadar derindir. Bu acz ile bir feryad koparır, yahut pek karanlık bir şey söyler, yahut hiçbir şey söylemez de, kalemini ayağının altına alıp ezer. Bunlar şiirdir.

Abdülhak Hâmid Tarhan’ın Makber mukaddimesi’nden

Şiir Üzerine Düşünceler/ Ercan Yılmaz/ İtibar Dergisi Eylül 2014

Bu akşam öyle güzel bir film izledim ki. Böyle zamanlarda, yani insan üzgünse muhakkak bir sebebi vardır diyorum, bir film gelip seni bulacaktır, bir şarkı, bir söz sana unuttuklarını  hatırlatacaktır. Ben bu akşam her şeyi yeniden hatırladım.

Ben de ayları karelere bölüp her gün için bir resim yapıyordum, kitaplıklar dolusu kitaplar biriktiriyordum, çevreme bakıp ümitsizliğe kapılıyordum, konuştuklarını dinledikçe öfkeleniyordum, ben de susuyordum.

Sevmeye hazırlanmak; ne güzel, ne kıymetli, nefes almaya, aramaya, yürümeye değer bir sebep yaşamak için.